“Poor Things”

Yorgos Lanthimos’un yeni filmi Poor Things (Zavallılar) sembolizmin yine buram buram koktuğu ve bizi yeniden derin açılımlara iten bir yapıt oldu.

Öncelikle Freud’dan da aşina olduğumuz ve tanrı imgesinin, baba kavramının zihindeki temsili ile ilintili olmasına bir vurgu karşımıza çıkıyor. Tümgüçlü, her şeye muktedir bu babalar, dünyaya gelmelerine vesile olduklarını, diledikleri gibi şekillendirme cüretine de sahip oluyorlar. Bunu hem Dr. Baxter’da hem de onun babasında görmek mümkün. Hatta bu şekil verme o kadar ileri gidiyor ki, Dr. Baxter babası tarafından bir deney tahtasına dönüştürülüyor, öyle ki gerçek manada kastre ediliyor.

Baxter’ın deneyimleri narsisistik görüngüde bireyin, ötekini nasıl kendisine tâbi bir meta gibi algılandığının bir kanıtı gibi. Öteki, ekseriyet bağımsız bir birey olmaktan ziyade, kendiliğin bir uzantısı şeklinde konumlanıyor ve fütursuzca hükmedilen bir nesneye dönüşüyor.

Babasından gayrı, gerçek bir kendilik inşa edip edemediği konusunda çok fazla fikrimizin olmadığı Baxter, babasının tümgüçlü fantezilerini oldukça içselleştirmiş gözüküyor ki tanrısal bir işlev ile ölü bir bedene hayat veriyor ve düzenleyici, kural koyucu bir pozisyonda kalmaya devam ediyor.

Lanthimos, filmlerinde ödipal meselelere çok fazla değinen bir yönetmen ve bu eğilimi Poor Things’te de kendini belli ediyor. Bunu yine annesinin yerine geçen bebek Bella’da görmek mümkün. Düşlemlerde varlığını sürdüren ve semptomların bilinçdışı kaynakları olarak görebileceğimiz ödipal fantezilerin bir nevi gerçeğe dönüştüğünü gözlemliyoruz. Her ne kadar filmin ilerleyen dakikalarında özgürleştiğini ve eylemlerini kendi öz iradesi ile şekillendirdiğini görsek de Bella’nın aslında kim olduğu tam da burada zihnimizde canlanan bir soru işareti.