Varoluşunun ana noktası birey olan terapinin, bireylerin içinde bulunduğu toplumsal koşullardan steril olması düşünülemez. Keza terapistin de bireyi ve bireyin ruhsal dünyasını derinden sarsan olayları görmezden gelmesi, ilkel bir savunma mekanizması olan inkar ile eyleme koyma hali içinde bulunması demektir. Sonuç olarak gayet tabi seans odasının içi de toplumsaldır, gayet tabi de politiktir. Hele ki yaşayan olaylar, varoluşu, yaşamın devamlılığını kriz içinde bırakacak bir durumlarsa.
Bireylerin kendi yaşadıkları bireysel haksızlıkların, çatışmaların yanısıra toplumun içinde bulunduğu ve sistematik olarak süregiden haksızlıklar, adaletsizlikler de bireyin ruhsal dünyası üzerinde önemli etkilerde bulunur. Ve hele ki çifte standartın, toplumun içinde sistematik olarak adeta bir norm haline dönüşmesi bireylerdeki güven duygusunu zedeler ki bu yine bireyin içsel dünyasındaki dinamiklerin de tetiklenmesi ile sonuçlanır. Gayet tabi toplumdaki her bireyin, aynı olaylara aynı tepkileri vermeleri beklenemez lakin bir duygunun şiddetinin farklı oluyor olması onun aynı duygu olmadığı anlamına gelmez. Ortak olan rahatsızlık apaçıktır, nasıl deneyimlendiği çeşitlense de.
Sistematik adaletsizlik deyince, zamanında aynı toprakları paylaşan bireyler için farklı hukuksal düzenlemelerin yapıldığı Apartheid Rejiminin hüküm sürdüğü Güney Afrika ilk olarak akıllara gelir. Bireylerin yıllarca çifte standartlar altında yaşamış olmasına rağmen bu sistem belli bir süre sonra devam ettirilememiştir çünkü haksızlık haset ve öfkeyi de beraberinde getirir ve bu öfke bir süre sonra yıkıcı bir hal almaya başlar. Sürdürülebilir değildir. Çünkü toplum, makbul olanlar ve olmayanlar olarak ikiye ayrılamaz. O sebeple hayatın ve sağlıklı bir ruhsallığın devamı için adalet olmazsa olmazdır. Bu durum Türkiye için de geçerlidir çünkü kültürler farklılaşsa bile adalet duygusu evremseldir.
Bu nedenledir ki bireylerin ruh sağlığı da dış çevreden gayrı olmadığı için politiktir. Ve bu nedenledir ki bireysel olarak gelişiyor olmak, dönüşüyor olmak her zaman o düşlediğimiz noktaya varmak için yeterli olmayabilir çünkü toplumsal adaletin sağlanmadığı yerde bir şeyler hep yarım kalmaya mecburdur.

