Terapötik süreçlerin anlamı her danışan için aynı değildir. Kimi destek almaya, kimi fikir duymaya kimi ise sadece duyulduğunu hissetmeye gelir. Ama tek bir ortak bir nokta vardır ki o da bir şeyleri dönüştürebilme arzusu. Daha farklı bir bakış, daha farklı bir hal ve belki akabinde daha farklı bir varoluş deneyimi.
Burada terapinin işlevlerinden bir tanesi devreye girer.
Bion’un “alfa işlevi” olarak nitelendirdiği ve bebekteki işlenmemiş, sindirilememiş ögelerin (betalar), anne tarafından daha kolay hazmedilebilir elementlere (alfa) dönüştürülmesi ve sindirilmeye yardımcı olunması tam da terapide danışan ve terapist arasındaki ilişkide de varolan bir durumdur. Anne, kapsayıcı bir tavır ile, bebeğin ilk kez karşılaştığı veya nasıl tepki vereceğini bilemediği durumlar ve duyguları kapsar, dönüştürür ve de bebeğe bunları geri yansıtarak bebeğin içsel gelişimine yardımcı olur. Bu tam da odada olan bitenin benzer bir formudur.
Danışan, içinden çıkamadığı, anlamlandırmakta zorlandığı ya da sindiremediği olguları, duyguları adeta işlenmemiş bir ham madde gibi terapi odasının ortasına bırakıverir. Danışanın burdaki ihtiyacı, bir bütün halinde yutulmakta zorlanılan bir deneyimin, tıpkı bir yemeği parçalara bölerek tüketme ihtiyacındaki gibi parçalara ayırılmasıdır. Burda kıymetli olan şudur ki artık yalnız değildir, zorlantıya sebep olan bu materyalin yarattığı gerilim halini tek başına yüklenmek zorunda kalmayacaktır.
Mermer bloklarının içinde gün yüzüne çıkmayı bekleyen Rönesans Dönemi heykelleri gibi, işlenmemiş o malzemelerin de bizlere anlatmak istedikleri şeyler vardır. Fakat bunların ardında yatanı keşfetmek ancak onları başka bir forma dönüştürme, adeta yontma cesaretine sahip olmak ile mümkün olacaktır.
Bion, W. R. (1962). A theory of thinking. The International Journal of Psychoanalysis, 43, 306–310.

