“Köklenmek Üzerine”

Bir ağacın büyümesi ve gelişmesi için sağlanması gereken birçok koşul vardır. İklim, toprak yapısı, yağış, arazinin fiziki özellikleri. Ama sürdürülebilir bir gelişim için yegâne olan şey köklerin olabildiğince derine inmesi ve bu sayede gövdenin yeterince beslenebilmesidir. Yani aslında ağaç ancak köklenebildiği bir zeminde büyür, gelişir ve kendisi olabilir. Aksi takdirde çok şiddetli olmayan rüzgarlar bile o ağacı bükmeye yetecektir ve nihai son olarak elbet bir gün kırılıp, zarar görecektir.

Benzer dinamikler bireyler için de geçerlidir. İnsan ancak belli koşullar altında sağlıklı bir şekilde gelişir, ruhsal olarak büyüyebilir. Winnicott (1960) bu koşulları tanımlarken “yeterince iyi anne” kavramını ortaya atmıştır. Ona göre bebek mutlaka sınırları olan bir bakımverenin varlığında gelişir, kendiliğini oluşturmaya başlar. Sağlam bir zeminin önemi tam da bu noktada ortaya çıkar, tıpkı o ağacın kendi “zemini” olan, üzerinde serpildiği toprak parçası gibi.

Özet olarak uygun zemin büyümeyi ve köklenmeyi de beraberinde getirir. Güvenli bir çevrede, ilişkide köklenir, köklendikçe derinleşir, köklendikçe anlam bulmaya başlarız. Tıpkı işte ağacın da köklenip, belli bir olgunluğa geldiğinde meyve vermeye başlaması gibi.

Terapi de bu açıdan ele alınabilecek bir ilişkilenmedir. Bu ilişki içinde kök salmak ve büyümeye, gelişmeye, değişmeye başlamak. Ve sarsıntılara, fırtınalara rağmen ilerlemeye, devam edebilmeye alışmak. Ara ara sallansa da sağlam olan o zeminin verdiği rahatlıkla.

Kaynak: Winnicott, D. (1960). The Theory of the Parent-Infant Relationship. The International Journal of Psycho-Analysis, 37-55.